|
Acılarıma ve mutluluklarıma ortak olup , hayat hikayemi benimle paylaşmak isteyen herkese MERHABA !...15-NİSAN-1949 tarihinde Gaziantep'in merkeze bağlı Pancarlı Köyü'nde doğmuşum . Hayatta beni nelerin beklediğini taa ... o zamandan anlamış olmalıyım ki bende çoğu bebek gibi ağlayarak gelmişim dünyaya . O yıllarda aile planlaması henüz yaygınlaşmamış olduğu için ailemizin yaşayan sekiz çocuğundan dördüncüsüyüm (Yaşayan diyorum , çünkü hayata gözlerini kapayan on kardeşim daha varmış).Babam her ne kadar 1.90 boyunda olsada ben genlerin azizliği yüzünden ondan 20 cm.kısa kalmışım .
|
|
Derken yıllar yılları kovaladı ve ben okul çağına geldim . Nasıl da heyecanla beklemiştim okula başlayacağım günü . Ne yazık ki imkanlarımız çok kısıtlıydı , bunun yanında , köyümüzde ilkokul bile yoktu . En yakın okul 3 km. uzaktaki Kapcağız Köyü'ndeydi . Neyse hayalim gerçekleşmiş ve geçte olsa 11 yaşında ilkokula başlamıştım . En büyük hayalim okuyup , iyi bir yerlere gelebilmekti . Bu azimle ilkokulu 4 senede bitirdim (Az görmeyin dostlar insan hayatında bir sene bir senedir).Okulu bitirmiştim ama nasıl unutabilirdim geçen o dört seneyi ! Kışın okula giderken değil bir mont bulmak , ayağımda giyebileceğim doğru dürüst bir ayakkabım bile yoktu , o çamurlu yolları geçebilmek için . Karne günü hep tarlada iş zamanına denk geldiği için bir gün bile karne alma heyecanını yaşayamamıştım . O zamanlar bana en çok acı veren şey de müdürümüzün bir gün beni yanına çağırtarak kimsesiz biri olduğumu zannettiği için okulca yardım etmek isteyişi olmuştu . Çünkü o güne kadar kimse gelip sormamıştı beni . Dedim ya işte karnemi bile gününde alamamıştım .
|
|

|
Orta okul ve lise öğrenimimi Atatürk Lisesi'nde tamamladım Lise birinci sınıfta iken Hayvanları Koruma Cemiyeti'nin elinden paçayı zor sıyırmıştık. Nedeni mi diyeceksiniz ? Çocukluk mu desem meraktanmı bilmiyorum ben olayı anlattıktan sonra işin bu kısmını sizler değerlendirin. Tarih 28-Aralık-1968 . Arkadaşlarla bizim köye gidip bir kaç kurbağa yakalamıştık . Ardından tekrar okula dönerek labaratuara girdik iki kurbağayı masaya yatırdık , amacımız her ne kadar iki kurbağa arasında kalb nakli yapıp onları yaşatmak olsada bunu başaramamıştık .Kurbağaları yaşatmayı başaramasakta , okulu başarı ile bitirmeyi başarmıştım .Bu durum beni inanılmaz mutlu ediyordu . Ne yazık ki bu mutluluğum çok sürmedi
|
|
12-EYLÜL-1970 , bu mutluluğu elimden alan gün oldu .O gün dünyam tersine dönmüş , hayatım bir anda alt üst olmuştu . Hayatımın en değerli varlığını BABAMI kaybetmiştim . Her şeyimdi benim . O efsane gibi adama ölümü bir türlü yakıştıramıyordum . Ama ne çare ... Hayat bana ilk oyununu çoktan oynamıştı bile . O güne kadar tek isteğim pilot olmaktı ama o günden sonra babamın vasiyetini yerine getirmek için "DOKTOR" olmaya karar vermiştim . Çünkü çok canım yanmıştı , istedim ki başka canlar yanmasın .
|
|
|
Hiç bir şey beni engelleyememişti ve 1971'de Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni kazanmıştım .Anatomi dersleri kız arkadaşlarımız sayesinde çok eğlenceli geçerdi . Nasıl da korkarlardı cesetlerden . Onlara inat bizde bu zaaflarını değerlendirir durmadan korkuturduk onları . O güzel üniversite yıllarının ardından 1977'de mezun olmuştum ,artık doktordum . Ama tüm duygularım birbirine karışmııtı . Babam beni "Doktor" olarak göremediği için üzülmelimiydim yoksa onun vasiyetini yerine getirdiğim için mutlumu olmalıydım bilemiyordum .
|
|

|
Geride bana okul yıllarımdan kalan bir çok anım vardı ama ben sizinle benim için en ilginç olanını paylaşmak istiyorum . O da ilkokuldan üniversiteye bitirmiş olduğum tüm okulların ilk mezunu olmamdı .
|
|
 |
Derken askerlik geldi çattı kapıya . Gurur vericiydi ama bir o kadarda ürkütücüydü benim için . Askerlik yıllarımda Şanlıurfa'da geçti ve sıra ihtisas yapmaya gelmişti . İhtisasımıda İstanbul PTT Hastanesi'nde tamamladım .Hayatımda büyük değerler taşıyan insanlarla çok güzel yıllarım geçmişti İstanbul ' da da
|
|

|
Beş senelik İstanbul koşuşturmasının ardından mecburi hizmetimi yapmak üzere Bitlis'e gönderildim .Bir buçuk seneydi ama ne günlerdi . Bitlis'in o göz alıcı beyazlığı altında arabamızı bile kaybetmeyi başarmıştık . O can alıcı soğukla boğuştuktan sonra kavurucu sıcağıyla meşhur olan Şanlıurfa'ya çıkmıştı tayinimiz . Böyle birbiriyle bağdaşmayan iki zıt iklimi ard arda yaşamak gerçektende çok ilginçti . Tam 17 senemi vermiştim Şanlıurfa'ya . 17 seneydi ama her saniyesi dolu dolu ve mükemmeldi benim için . Bütünleşmiştim Urfa halkıyla , bir ailenin bireyleri gibiydik . Ama her şeye rağmen Urfa'dan da ayrılma zamanı gelmişti , mecburdum belkide . Çünkü memleketimi özlemiştim ve artık yorulmuştum . 1999 yılının başından beri Gaziantep'teyim ve çok mutluyum .
|
|

|
Bu arada aile yaşantıma gelince ... Allah bana 1976'dan beri aynı yastığa baş koyduğum , hayatın zorluklarını aşmamda bana sonsuz destek veren dünya tatlısı Nazlı adında bir eş verdi ve dünyanın en güzel hediyesini de bu insan verdi bana ... Pırlanta gibi üç tane çocuk ;Ömer , Sevilay ve Onur .
Şimdi tüm ümidim , her şeyim onlar oldu . Tek amacım yaşayamadıklarımı onlara yaşatmaktır. Bugüne kadar kendi başarılarımla mutlu oluyordum bugünden sonra çocuklarımın hayattaki başarılarıyla mutlu olacağım .
|